27 Şubat 2026 Cuma

HELDIN (GECE VARDİYASI) 2025

 


HELDIN ( GECE VARDİYASI) / 2025

YÖNETMEN: PETRA VOLPE


Yıllar önce İbni Sina Hastanesindeki asistanlık yıllarım... 8 tanesi yoğun bakım yatağı olmak üzere 75 yatağı vardı Nöroloji kliniğimizin.Ve neredeyse tamamı, zor ve bakım gerektiren hastalarla dolu olurdu bu yatakların.16-08 arasındaki gece vardiyasında 2 hemşire nöbet tutardı. Hatırlarım, bu 16 saatlik çalışma süresince üç bloktaki hastalar arasında koşuşturmaktan, sabahları ayakları şişmiş, renkleri ruhsarları kaçmış bir şekilde nöbetlerini bitirirlerdi. Her nöbet kendi içinde farklı bir savaştı çünkü, ölüm ile yaşam arasında yaşanan.
Yönetmen Petra Volpe'nin Gece Vardiyası'nda İsviçre Basel' deki bir devlet hastanesinin Cerrahi kliniğinde çalışan hemşire Floria'nın bir gece nöbetinde yaşadıklarına şahit oluyoruz.
Çamaşırhaneden yeni çıkan ve askılarında kayarak gelen  bir örnek hemşire formaları ile film açılıyor. Ve sonra toplu taşıma ile nöbetine gelen Floria'ya çevriliyor kamera. Floria hastaneye gelince, soyunma odasında kıyafetlerini çıkarıyor, formasını ve indirimden aldığı spor pabuçlarını giyiyor. Formasının cebine not defterini ve tükenmez kalemini de koyup geceye hazır adımlarla kliniğine doğru yürümeye başlıyor. 
O andan itibaren, Filoria'nın anbean sanki yanındaymış gibi yaptıklarını gözlemlemeye başlıyoruz. Nöbeti devir aldığı hemşireden hastalar hakkında bilgi alışı, ilaçları hazırlayışı, hastaya serum takışı, ameliyathaneye hasta götürüşü, koşturmaları, konuşmaları, telefonlara cevap verişi, yaptığı her şey, her adımın tanığıyızdır artık. Sadece tanık olarak kalmıyoruz, bizzat onunla birlikte koşturuyoruz, onun yaptıklarına dikkat kesiliyoruz ve hatta onun yapması gereken şeylerde, kağıda her yapıldı işareti koyduğunda biz de rahatlıyoruz. Bu koşturma bizi de yoruyor kimi zaman. 
Tempo o kadar ağır ki.. Ve sistemin işleyişi duygulara yer vermeyen, sürekli çarkların dönmesi gereken, tek tipleştirilmiş çalışan ile mümkün ancak. Ama burası bir onkolojik cerrahi bölümü ve Filoria da her ne kadar dayanıklı da görünse, yüzünde duygusuz bir robotmuş gibi maskesi de olsa , oranın koridorlarında ölüm kol geziyor. Son dönem kanser hastası bir annenin kızlarına şeker vermesi, evime gitmek istiyorum diye bağıran yaşlı bir kadını söylediği bir ninni ile sakinleştirmesi, hata yaptığında gözlerinin yaşarması, hatta bir hastası öldüğünde onunla ilgilenemedim diye dışarı çıkıp ağlaması ile her hastada, her kayıpta nasıl bir duygusal yüklenişi olduğunu görüyoruz. Ve o kaybedilen hastaya odasında yaptığı hazırlık süreci. Ruhu havalansın diye pencereyi açışı, nazikçe ellerini kavuşturması , boynuna eşarbını bağlayışı, gözlerindeki hüzün ve olabildiğince yavaşlığı, tüm gece koşturmasına tamamen zıt biçimde. Ne müthiş bir sekanstı. 
Bizim bir hocamız  "Her doktorun bir mezarlığı vardır" derdi. Aklının bir köşesinde hep kaldığı. 
Filoria'nın nöbeti sonunda biter. Toplu taşıma ile evine giderken gördüğümüz sahnede anlarız ki, onun da aklına yerleşen mezarlığa biri daha eklenmiştir. Nöbet bitmiştir, bedensel yorgunluk dinlenecektir ama ya ruhu... 
Film sıkı bir sağlık sistemi eleştirisi yapıyor. Avaz avaz bağırmadan, abartmadan, sadece bir gecenin tanıklığına bizi koyarak yapıyor bunu. Ve bu sessiz tanıklık bizi daha da çok sarsıyor. Herkes haklı. Sağlık çalışanları da, hastalar da. Sistem bireyleri düşünmeden, sadece çarkların dönmesi üzerine kurulu. 
İsviçre gibi bir ülkede bunun yaşanması beni şaşırttı doğrusu. Ve filmin sonunda yazan bilgiler.. 
"2030 itibari ile İsviçre'de 30bin hemşire eksikliği olacaktır. Eğitimli hemşirelerimizin yüzde 36'sı sadece 4 yıl içinde işi bırakıyor. Dünya çağındaki hemşire eksikliği küresel bir sağlık krizidir. Dünya sağlık örgütü, 2030'a kadar 13 milyon hemşire eksikliği olacağını tahmin ediyor". 
Kendi ülkemde yetersiz ücretler, ağır çalışma koşulları nedeniyle hemşire açığı olduğunu biliyordum ama dünya çapında bu rakamlar beni sarstı doğrusu. 
Aslında  ülkemde sağlıkçıların öteden beri ücret dengesizlikleri ve ağır çalışma yükleri vardı. Acaba manevi tatmin, insana yardım etme, sağlığını kazandırma gibi duygular daha önceki yıllarda bizi daha motive eden duygular mıydı? Yoksa şimdi ona sahip olan insanlar daha mı azaldı diye de sorgulamadan duramıyorum. Ya da kapitalist sistem ,günümüzde, çalışanları daha mı çarkları arasında öğütüyor bilemiyorum. 
Hemşire Filoria.. Seni canlandıran Leonie Benesch. Ne muhteşem bir oyuncu. Ve o kadar iyi hazırlanmış ki rolüne, sanki yıllardır hemşirelik yapmışcasına profesyonel bir hemşireyi izliyoruz. 
Ve yönetmen Petra Volpe. Bize o gece yaşanan tüm duyguları, tüm karmaşayı ve koşuşturmayı o kadar iyi veriyor ki, filmden yorgun çıktım. Hatta tüm hastaların isteklerini aklımda tutup, ne zaman yapılacak diye bekledim ki seyirciyi filmin içine böylesine almak müthiş bir yetenek bence. 
Ve söylemeliyim ki filmde tek bir teknik tıbbi hata yoktu. Bu bile yönetmenin filme ne kadar iyi hazırlandığının göstergesi. 
Filmi çok beğendim. Sağlıkçı olmayanlar için izlemesi zor gelebilir. Ama biliyorum ki az izlenen filmler içinde kalacak. Keşke izlenebilse çok kişi tarafından. 
Bu arada oradaki sistem ile kendi ülkemizdeki sistemi karşılaştırırsak..
Bizde hasta bakıcılar vardır. Hemşirelerin işini hafifleten. Hastayı ameliyata, tetkike onlar götürür. Hastanın temizliğini onlar yapar. İhtiyaçlarını onlar karşılar. Filmde hasta bakıcı göremedim.
Yine bizde hiçbir cerrah, ameliyatları kaçta biterse bitsin,yatan hastalarını dolaşmadan hastaneyi terketmez. Hele beş gün hastanın yanına uğramamak hiç olası değildir. Sabah ve akşam vizitleri, dünya yansa yapılır. 
Orada gerçekten öyle ise çok şaşırtıcı. Ülkemizde, her ne  kadar sağlık sisteminin çarkları artık para ile dönüyorsa da, işini çok özveri ile yapan doktor ve hemşirelerimiz var. İyi ki...